Türkiye Cumhuriyeti

Wellington Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Adaylığımız , 19.05.2011

T.C. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
No:129                                                                                                    18 Mayıs 2011


AÇIKLAMA 


Birleşmiş Milletler’in (BM) kurucu üyelerinden olan Türkiye, BM Yasası’ndaki ilke ve 
hedeflerin her zaman kuvvetli bir savunucusu olmuş, uluslararası sorunların çok taraflı işbirliği 
yoluyla çözümünü destekleyegelmiştir. 

Türkiye, bu çerçevede, BM gündemindeki tüm konularda yapıcı bir rol oynamakta, buna bağlı 
olarak BM ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlarda aktif görev ve sorumluluklar üstlenmeye özel 
bir önem atfetmektedir. 

Ülkemiz bu doğrultuda, bir yandan uluslararası barış, güvenlik, istikrar ve refaha katkılarını 
artırmak, diğer yandan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilke ve 
değerlerin güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını daha da ilerletmek azim ve kararlılığıyla, BM 
Güvenlik Konseyi 2015-2016 dönemi geçici üyeliğine adaylığını açıklamaktadır.

BM Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) 2009-2010 yıllarındaki geçici üyeliğimizi takiben 
nispeten yakın bir süre içinde Konsey üyeliğine tekrar aday olmamızın temel sebebi, uluslararası 
alanda hızlı değişimlerin yaşandığı bu kritik dönemde küresel barış ve güvenliğe önemli bir 
katma değer sağlayabileceğimiz inancıdır. 

Orta Doğu’da ve Akdeniz Havzasında, önümüzdeki onyıllara damgasını vurmaya namzet bir 
siyasi değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Bu gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası barış, 
istikrar ve güvenlikle ilgili sorumluluklarını daha da artırmış ve ülkemizin müteakip Güvenlik 
Konseyi adaylığı için hangi dönemi hedefleyeceğine ilişkin tercihi üzerinde etkili olmuştur. 

Türkiye tarih boyunca daima uluslararası siyasi, ekonomik ve kültürel etkileşimin önemli bir 
kavşak noktasında yer almıştır. Bu stratejik konumu ülkemize özel bir birikim kazandırmış, 
Doğu-Batı veya Kuzey-Güney ayrımı gözetmeksizin konulara daha geniş açıdan, birleştirici bir 
gözlükle bakabilmesini sağlamıştır. Türkiye’nin bu özelliği yeni ve kapsayıcı bir dünya düzeni 
arayışlarının hız kazandığı mevcut dönemde daha büyük bir anlam ve önem kazanmaktadır. 

Türkiye, uluslararası alandaki tüm fırsat ve risklerin belki de en yoğun etkileşim içinde 
bulunduğu Afro-Avrasya jeo-politik düzleminin merkezinde yer almaktadır. Bu konumunun yanı 
sıra dinamik, vizyoner ve çok yönlü dış politika uygulamaları ve ekonomik performansıyla 
Türkiye, fırsatların risklere galebe çalmasında ve işbirliğine dayalı katılımcı 

çözümlerin üretilmesinde öncü ve özel bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin katkıları sadece klasik 
anlamdaki güvenlik çabaları bakımından değil, günümüzde güvenliğin ayrılmaz bir boyutunu 
oluşturan ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir kılınması ve insan hakları ile hukukun 
üstünlüğüne dayalı iyi yönetişimin yaygınlaştırılması açısından da geçerlidir. 

Keza, 48 yıllık bir aradan sonra seçildiğimiz Güvenlik Konseyi’nde 2009-2010 döneminde 
izlediğimiz, gündemdeki sorunlara tüm taraflarla diyalog içinde kalıcı ve kapsamlı çözümler 
üretilmesine yönelik aktif tutumumuz da, küresel barış ve güvenliğin sağlanması bakımından 
sahip olduğumuz olumlu potansiyelin ve katma değerin somut bir diğer göstergesini teşkil 
etmiştir. 

„Komşularla sıfır sorun“ politikamız ve uluslararası alanda işbirliği ve diyaloğu teşvik yönündeki 
çabalarımız da, barış ve istikrarı kalıcı kılabilecek uyumlu ve müreffeh bir ortam tesisine dönük 
vizyonumuzun ana unsurları arasında yer almaktadır. 

Türkiye bu gayretlerini sadece yakın çevresiyle sınırlandırmamakta, barış, güvenlik ve refahın 
bölünmezliği ilkesinden hareketle, Karayiplerden Pasifik Adalarına kadar çok geniş bir 
coğrafyada karşılıklı yarara dayalı işbirliği projelerini hayata geçirmektedir.

Gelişmekte olan ülkelere yönelik artan yardımlarımız da, güvenlik ile kalkınma arasındaki 
stratejik bağlantıyı gören ve kuvvetlendiren bilinçli bir yaklaşımın ürünü olup, küresel güvenliğin 
sağlam temeller üzerine oturtulmasına hizmet etmektedir.

Bu bağlamda, geçmişte BM içindeki meselelere yönelik güvenlik odaklı yaklaşımları ve BM 
harekâtlarına yaptığı asker ve polis gücü katkılarıyla öne çıkan ülkemiz, artık çok boyutlu ve 
uzun soluklu bir çabayı gerektiren barışı inşa alanında da önemli adımlar atmaktadır. Diğerleri 
meyanında, 2009-2010 Güvenlik Konseyi üyeliğimiz sırasında düzenlediğimiz ve bu konuları 
bütüncül bir yaklaşımla ele alan toplantılar bu kararlılığımızın açık bir göstergesidir. 

Nitekim, 2009 yılında düzenlediği barışı koruma temalı oturumu, daha sonra İstanbul’da yapılan 
Güvenlik Konseyi „Retreat“ toplantısıyla daha ileri bir düzeye taşıyan Türkiye,  bu iki toplantıda 
dile getirilen hususlar ışığında 2010 Eylül ayındaki dönem başkanlığı sırasında Güvenlik Konseyi 
tarihinin altıncı Zirve toplantısını gerçekleştirmiş ve bu girişimini Konseyin barış ve güvenliğin 
tesisine yönelik tüm çabalarını tek bir çerçeve içinde ele alan bir Başkanlık Açıklaması ile 
taçlandırmıştır. 

Türkiye, BMGK üyeliği sırasında aynı zamanda terörizmle mücadele alanındaki tecrübelerini de 
aktif şekilde Konseyin ve uluslararası toplumun hizmetine sunmuş ve konuya yine bütüncül bir 
açıdan yaklaşarak, terörizmi besleyen sebepler dahil bu tehditle etkin şekilde mücadele 
edilmesini ve bunun için gerekli kapasitenin oluşturulmasını sağlamaya yönelik çabalarda öncü 
rol oynamıştır.

Türkiye önümüzdeki dönemde de bu çabalarını devam ettirecektir. BMGK Başkanlık 
Açıklaması’nda da önemli bir yer tutan arabuluculuk konusunda yine BM bünyesinde Finlandiya 
ile birlikte başlatmış olduğumuz „Barış için Arabulucuk“ girişimi bu irademizin somut bir 
işaretidir. 

Önümüzdeki döneme yönelik çabalarımızda her geçen yıl hızla büyüyen ve gelişen ekonomimiz 
en önemli güç kaynaklarımızdan birini teşkil etmeye devam edecektir. Güçlü ve dayanıklı 
ekonomik ve mali yapısı sayesinde küresel ekonomik krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer 
almayı başaran Türkiye bugün, dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi konumundadır. 

Ülkemiz, bu niteliğiyle üyesi olduğu G-20 grubunun çalışmalarına da faal biçimde katkıda 
bulunmakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelere yardım programlarını sürekli güçlendirmekte ve 
çeşitlendirmektedir. Bu çerçevede, ağırlıklı olarak artık uluslararası bir marka haline gelen TİKA 
aracılığıyla dünyanın dört bir köşesine sağladığımız teknik ve insani yardımlar son yıllarda 
belirgin bir artış göstermektedir. 

BM Dördüncü En Az Gelişmiş Ülker Zirvesi’ne bu yıl Mayıs ayında İstanbul’da evsahipliği 
yapmış olmamız ve bu toplantıda kabul edilen, önümüzdeki on yıla ışık tutacak yol haritasının 
hayata geçirilmesinde aktif rol oynama taahhüdümüz de, ekonomik imkanlarımızı küresel 
güvenlik ve kalkınma için seferber etme irademizin bir diğer göstergesidir.

Öte yandan, ülkemiz son yıllarda, aralarında BM’nin de bulunduğu uluslararası kuruluşlar için bir 
merkez kimliğini de kazanmaktadır. BM Nüfus ve Kalkınma Fonu’nun bölgesel ofisine 
yaptığımız evsahipliğinin yanı sıra, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve Türk İşbirliği Konseyi gibi 
bölgesel örgütlerin Yazmanlıkları da Türkiye’dedir.

Türkiye’yi uluslararası işbirliğine aktif katkı sağlayan merkezlerden biri olarak öne çıkaran bir 
başka özelliği de, önemli konferanslara ve etkinliklere evsahipliği yapması ve böylece ilgili 
örgütlerin çalışmalarına yön veren temel belge ve anlaşmaların kabulünde kilit rol oynamasıdır. 
Ülkemizde yakın geçmişte düzenlenen bu nitelikteki toplantılara bakıldığında, AGİT, NATO, 
BM-HABİTAT, AİGK ve EİT Zirveleri ile Medeniyetler İttifakı ve Dünya Su Forumları ilk 
bakışta göze çarpan etkinlikler arasında yer almaktadır. 

Bunlara bölgesel ve tematik düzlemde tertiplenen çok sayıda başka zirve etkinliğinin eklenmesi 
de mümkündür. Altı ay süreyle başkanlığını yürüttüğümüz Avrupa Konseyi Bakanlar 
Komitesi’nin Mayıs ayında İstanbul’da yapılan toplantısı gerek bu örgütün reform çalışmaları 
gerek Avrupa’da farklı kültürlerin barış içinde bir arada yaşayabilmeleri için atılması gereken 
ilave adımların belirlenmesi bakımından son derece önemli bir etkinlik olmuştur. 

Bu vesileyle, kültürel alanda Türkiye’nin yalnızca topraklarındaki zengin ve köklü kültürel mirası 
barış ve uyum içinde yaşatmakla kalmadığını, aynı zamanda küresel ölçekte kültürlerarası 
diyalog alanında da öncü bir rol oynadığını ve bu yönde BM bünyesindeki en 

etkin ve yaygın girişim niteliğini kazanmış olan Medeniyetler İttifakı’nın eş-sunucularından biri 
olduğunu hatırlatmakta da yarar vardır 

Bütün bu hususlar, Güvenlik Konseyi’ne seçildiği takdirde Türkiye’nin günümüzün meydan 
okumalarına farklı açılardan bakabilen bir ülke olarak Konsey’in çalışmalarına ciddi bir katma 
değer sağlayabileceğini göstermektedir. 

Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyeliğine yönelik bakışını da belirleyen genel dış politika 
vizyonu; 

Güvenlik-özgürlük dengesi bakımından modern ve insan haklarına saygıyı önde tutan bir 
yaklaşım içinde hareket etmeyi; 
İnsan haklarına saygının, temel özgürlüklerin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve cinsiyet 
eşitliğinin dünya genelinde daha ileri taşınmasına hizmet etmeyi;

Bölgesinde ve ötesinde barış, güvenlik, istikrar ve refahı siyasi diyalog, ekonomik karşılıklı 
bağımlılık ve kültürel uyuma dayalı bir işbirliği anlayışı ile hayata geçirmeyi; 

Çatışmaların barışçıl çözümü ve barışın korunması alanındaki çabalarını devam ettirirken, kalıcı 
barışın tesisine yönelik çok boyutlu ve uzun vadeli adımları da bütüncül bir yaklaşım içinde 
ortaya koymayı;

İhtilafların çözümünde önleyici diplomasi ile arabuluculuğa daha büyük önem verilmesini ve 
kaynak ayrılmasını sağlamayı;

Terörizmle ve örgütlü suçlarla mücadeleye dönük uluslararası çalışmalara hız vermeyi; 
Kalkınma ile güvenlik arasındaki ilişkinin bilinci içinde Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne yönelik 
çalışmalara aktif destek vermeyi;

Uluslararası teknik ve insani yardımlarını artırarak sürdürmeyi; 
Medeniyetler ve kültürler arası diyalog alanındaki çalışmalarını güçlendirmeyi; 
BM’nin daha etkin ve demokratik bir yapıya kavuşturulmasına yönelik reform çalışmalarını 
desteklemeyi hedeflemektedir. 

Bu vizyonla ve insanlığa hizmet; dünya barış ve güvenliğine katkı amacıyla, 2015-2016 yılları 
için BM Güvenlik Konseyi’ne adaylığımızı koymuş bulunuyoruz.

Bu vesileyle 2015-2016 dönemi Güvenlik Konseyi üyeliği için adaylığını koymuş bulunan ve 
mükemmel düzeyde ikili ilişkilere sahip olduğumuz dost İspanya ve Yeni Zelanda’ya da başarılar 
diliyoruz. 

Türkiye, elli yıllık bir dönem zarfında ikinci kez Güvenlik Konseyi’nde hizmet edebilme 
arzusuyla adaylığını koyarken uluslararası barış, istikrar ve güvenliğe en fazla katkıyı hangi 
dönemde sağlayabileceğinin tahlilini yapmış ve kararını bu değerlendirmenin ışığında 
belirlemiştir. 

Türkiye’nin bugüne dek gerek BM zemininde gerek diğer uluslararası platformlarda izlediği 
yapıcı, proaktif ve uzlaşma odaklı tutum ile geniş bir coğrafyada temsil ettiği değerler bundan 
sonraki icraatlerinin de teminatı olacaktır.